Çeviri Tarihi

Geçmişte çeviriyi diller arası aktarımla sınırlayan görüşe karşın, günümüzde bu kavram yeni boyutlar kazanarak içeriği zenginleşmiştir. Kuşkusuz geçmişteki bu sınırlı bakış açısı geçmişte başarılı çeviriler yapılmadığı ya da çevirinin bilinç düzeyine çıkarak tartışmaya açılmadığı anlamına gelmez.  Örneğin, Halide Edip Adıvar 1944’de 1942-1943 dönemi İstanbul Üniversitesinde verdiği “Edebiyatta Tercümenin Tesiri” başlıklı konferans metninde çevirinin edebiyattaki etkisini tartışırken hem ülkemiz tarihinde özellikle doğu edebiyatının etkisi altında kaldığı Osmanlı İmparatorluğu döneminde çeviri etkinliğinde bulunmak yerine kaynağından okuma alışkanlığının, hem ülkenin yazın geleneğini nasıl fakirleştirdiğinden söz eder, hem de bilginin aydın kesimin bir ayrıcalığı olarak tabana yayılmasını engellediğini şu sözleriyle dile getirir:


Yüksek ve güzel bir edebiyat numunesinin kendi dilimize çevrilmiş şekli ilham, zevk ve fikir ufkumuzu genişletmek bakımından faydalı olurdu. Fakat münevverlerimiz tercümeye nispeten az yanaşmışlar, kendilerine İran edebiyatının asıllarını mal edinmişler, benliklerini ver ruhlarını yabancı bir hars içine hapsetmişlerdir. Bunun neticesi münevver tabakanın yazdığı edebiyatla umumiyetle yazı diliyle, konuşma dili ve halkın dili arasında birbirlerinden bir ayrıma hasıl olmuştur.


Halide Edip Adıvar’ın öne sürdüğü bu görüşlerin günümüz önde gelen kuramcılarından Even-Zohar Itamar’ın literary polysystem kuramında çeviri olgusunun rolüyle ilgili olarak öne sürdüğü iki görüşle örtüştüğü görülür. Birincisi, çevirinin yazınsal çoğuldizgenin bir öğesi olduğu; İkincisi ise çevirinin yenilikçi bir güç olarak yazınsal dizgeyi devingen bir sürece soktuğudur.


Andrew Chesterman ise, çeviri tarihi üzerine yapılan araştırmaların çevirmenlerin gerçek yaşam öyküleri, source text ve çeviriler üzerine odaklandığını, bundan böyle düşünce üretmekten çok belge ya da arşiv niteliğinde bilginin ortaya çıkarılmasını hedef edindiğini öne sürer. Günümüzde bu tarihsel bakış açısı üç düzlemde ele alınmaktadır:


1. Arkeolojik kazı niteliğindeki hangi çevirmenin neyi, niçin kime çevirdiğine dair çeviri alanındaki metinsel ve toplumsal olguları ortaya çıkarmayı hedefleyen araştırmalar

2. Tarihsel eleştiri niteliği taşıyan ve çevirilerin ilerlemeye katkısına eleştirel gözle bakan; dolayısıyla araştırmacının yorumlama, çıkarsama, akıl yürütme becerilerini gerektiren, eleştirel yönüyle araştırmacının ideolojisini de kapsayan araştırma

3. Tarihte yapılmış çevirilerin nedenlerini açıklamaya yönelik sosyo-tarihsel araştırma yöntemi.


Bu farklı konu alanlarından çeviri etkinliğine yaklaşımlar sanılanın aksine alanın kuramsal tabanını parçalamamış, çeviribilimin zeminini daha sağlam temellere oturtmuştur. Ancak burada sorgulanması gereken çeviri etkinliği tarihiyle ilgili yapıtların yöntemsel olarak çeviribilimi mi, yoksa tarihi mi ilgilendirdiğidir. Örneğin, Türkiye’nin önde gelen ve İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Kurucusu Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken’in ilk 1935’de yayımladığı Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü adlı yapıtı çeviribilim bölümlerinin en sağlam ve en çok başvurduğu kaynak olmasına karşın yapıtın çeviri etkinliğine sosyolojik olarak değil, tarihsel olarak baktığı, bundan böyle çeviri tarihine ışık tuttuğu söylenebilir. Kuşkusuz burada dönemin bilimsel anlayışı çerçevesinde bilim adamının görüşlerini sadece araştırmadan elde ettiği verilerle veya gözlemlediği olgularla sınırladığı görülür. Bundan söz konusu dönemin bilime pozitivist yaklaşımının da bir payı olduğu yadsınamaz. Öte yandan inceleme gereci olarak günümüzde Türk yakın çağ tarihinde siyasetçi, akademisyen ve yazar olarak tanınan Halide Edip Adıvar’ın çevirmen kimliğinin incelenmesi doğrudan çeviri tarihini ilgilendiren bir konudur. Ne var ki, onun sadece çevirmen olarak kimliğinin ve çevirilerinin araştırılması günümüz okuruna olduğu kadar günümüz araştırmacısına da yetersiz gelir. Oysa araştırmanın bir bütün içerinde çok yönlü ilişkilerinin de göz önünde bulundurularak incelenmesi hem çevirmenlerin, hem de bu konuya ilgi duyanların ufkunu açar. Örneğin, araştırmaya Halide Edip’in bu romanı niçin çevirdiği sorusuyla başlamak salt Türk Cumhuriyet tarihinde önemli bir yeri olan bir şahsiyeti tanıtmakla sınırlı kalmaz. Buna karşın araştırmaya çevirilerden yola çıkarak başlamak onun kadın bir siyasetçi, yazar ve akademisyen olarak Türk modernleşme sürecinde oynadığı rolü ortaya çıkardığı gibi, iki kültür arasında sıkışan ara kültürlerin, bir başka deyişle örtülmeye çalışılan çatışma alanlarının varlığını da ortaya çıkarır. Buna bağlı olarak Tercüme Bürosunun 1952-1953 döneminde yayımlanmasına karar verdiği eserler arasında “İngiliz Edebiyatı” başlığı yerine “Yeni Amerikan Edebiyatı” başlığı altında yer alan George Orwell’in Animal Farm (1944) adlı yapıtını dilimize Hayvan Çiftliği  (1954/1966) adıyla kazandıran Adıvar’ın çevirisinin incelenmesi sadece dönemin ideolojisi, Tercüme Bürosunun ideolojisi ve Adıvar’ın kendi ideolojisini değil, söz konusu dönemde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan kitapların yayın dünyasındaki saygın konumunun hem kendi içindeki ilişkilerini, hem de Türk siyasi tarihiyle ilişkilerini ortaya çıkarır. Bu ise, çeviri etkinliğinin sadece kaynak metinle sınırlı bir edim olmadığını, toplumsal bir işlevinin de bulunduğunu gösterir. Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi interdisciplinary doğasından ötürü çeviribilim farklı yaklaşımları benimsemekle birlikte bunu kendi süzgecinden geçirdikten sonra kendi bağımsızlığını ilan ettiği öne sürülebilir.