Metin türü, yazın türü ve işlevsellik ilişkisi

Yazınsal alanda çeviri işlemleri metin türlerine değgin bilginin yanı sıra yazınsal akımlar ve bunların yazınsal metin türlerine yansıyan biçemsel özelliklerini kapsar. Buna göre metin türleri roman, öykü, deneme, yazın eleştirisi, öz yaşam öyküleri ve son zamanlarda gözde olan seyahat, öykü veya romanlarını içine alan düzyazı metinleri, kısa öykü, koşuk şeklinde metinleri ve hatta dublaj altyazı gibi görsel metinleri de kapsar.


Öte yandan, aynı metinler içinde bulundukları dönemin yazın geleneğinden etkilenerek örneğin, klasik, romantik, modem, post modem, gotik vb şeklinde literary genres'e göre de bir ayrım yapılabilir. Bununla da kalmayıp, örneğin koşuk türünde olduğu gibi epik, lirik, serbest, aruz vezniyle yazılmış belli bir dönemde gözde konumda bulunan nazım geleneğine göre de bir sınıflandırma yapılabilir. Bu önbilgiler kuşkusuz filolojik arı Türkçe karşılığıyla da betikbilimsel dediğimiz bilgiyi içerir. Bununla birlikte, söz konusu alan bilgisi yazın çevirisinin sadece filolojik amaçlı olarak yapılacağı anlamına gelmez. Böyle bir yaklaşım yazınsal çevirinin temel amacı ulusal kültürlerin sınırlarını aşarak kendinden farklı olanı tanıtmak, ulusal kültürün ufkunu açarak ona devingenlik katmak şeklindeki amacına ters düşer. Ancak bu önbilgilerin edinilmiş olması çevirmenin erek kültürde nasıl bir çeviri stratejisine başvurulacağı konusunda bilinçli kararlar almasını sağlar.


Christiana Nord’a göre filolojik çeviri “belge niteliği” taşıyan bir üstme- tindir. Bu nedenle çeviride kullanılan yöntemler şu şekilde sıralanabilir: interlinear translation, literal translation, philological translation ve exoticising translation'dır. Bununla birlikte, çeviribilimde yazınsal metinlerin yukarıda belirtilen tek yönlü amacından farklı olarak çevirilerin sadece yazınsal alanda değil, farklı alanlarda farklı işlevler yerine getirmesi de sözkonusudur. Filolojik ya da betikbilimsel çeviride yöntem ve işlev açısından amaç yukarıda belirtildiği şekilde kaynak metnin özelliklerini erek dilin olanak verdiği ölçüde korumaktır. Bu filolojik çevirinin “ayırt edici” en temel özelliğinin erek ekinde çevirilerin daha çok kaynak kültüre özgü bir belge işlevini yerine getirmesidir. Bu durumda filolojik çevirilerin amacının yazınsal metinlerin kaynak kültüre özgü özelliğini koruyarak farklı bir kültürün dünyaya bakışım erek kültüre tanıtıp yansıtmak olduğu söylenebilir. Ancak filolojik alanda yapılan çevirilerin sadece bu işlevle sınırlı olduğu söylenemez. Ortaya çıkan çeviri erek ekine yeni bir yazın sanatını, türünü veya yeni bir biçemi de tanıştırabilir. Bu hem ana dilin dinamiklerinin zorlanarak gelişmesine, hem de yazınsal dizgenin zenginleşmesine yol açar Ne var ki bu şekilde yapılan çevirilerin yukarıda sayılan işlevleri yerine getirmesi “raslantısal”dır. Bir başka deyişle çevirinin baştaki amacıyla sondaki amacı birbiriyle örtüşmeyebilir. Çeviribilim araştırmaları açısından filolojik yaklaşımların “geriye dönük” betimleme ve yorumlama işlemleri ile sınırlı kaldığı söylenebilir. Buna neden ise, filolojik çevirinin temelde eş işlevliliği (equifunctional) kendisine amaç edinmesidir. Öte yandan, çeviribilim başta belirlenen hedef çerçevesinde hem eş ve türdeş işlevliliği, hem de ayrışık işlevliliği kabul eder. Örneğin, Lawrence Venuti yazın çevirisini güç ilişkileri açısından irdeleyerek egemen (majör) dillere yapılan çevirilerin egemen olmayan dillere göre hem nicelik hem de nitelik açısından farklılık gösterdiğim öne sürmüştür (Venuti 1998: 2). Bu yaklaşım çeviribilim araştırmalarının alışılageldik şekilde dünyada egemen olan dillerden egemen olmayan dillere yapılan çevirilerin incelenmesi şeklindeki yönünü değiştirmekle kalmamış, araştırmacıların dikkatini az konuşulan dillerden egemen olan dillere çevirmiştir. Sömürgecilik sonrası küreselleşen dünyada erk sahibi ülkeler siyasi varlıklarını ekonomik ilişkilerini koruyabilmelerine borçlu olduklarından baskın olmayan ülkelerin kültürlerine ve dillerine ilgileri artmıştır. Bundan böyle, sömürgecilik dönemi “akıcı”lığı esas alan ölçünleştirilmiş dil kullanımıyla sınırlı egemen kültüre özgü çeviri anlayışı yerini egemen olmayan kültürün dilkullanımsal özelliklerini öne çıkaran yöntemlere bırakmıştır. Lawrence Venuti’nin baskın dilin hükümranlığını, başka bir deyişle de erki temsil etmeyen çeviri (minoritizing translation) dediği bu yöntem özellikle günümüz baskın ya da dünya dili sayılan İngilizce’nin dilsel olanaklarını olduğu kadar yazınsal alışkanlık ve geleneklerini de zorlayarak baskın olmayan dilin zenginliklerini, farklılıklarını gözler önüne sermeyi hedeflemektedir. Buna göre çevirinin başarısı yine Venuti’nin deyişiyle kalıntıyı (remainder), veya çevrilemez olanı çevirebilmektir. Bu durumda çevirmen eş veya türdeş işlevliliği hedeflemekten çok kendinden farklı olanın kokusunu erek dilin olanaklarını zorlayarak aktarmayı, bir başka deyişle de “ayrışık işlevliliği” hedefleyerek çağımız okurunun çeviriden beklentilerini de yerine getirmiş olur.


Çeviribilim alanında yazınsal çevirilerin farklılığını vurgulayarak kendi sınırlarını aşma şeklindeki işlevi de kendi başına bir amaç olarak değerlendirilebilir. Bu onun disiplinlerarası doğasının bir sonucudur. Öte yandan filoloji alanındaki çeviriler filoloji alanının kuramsal tabanına hizmet etme amacını taşır. Kuşkusuz bu filolojik çevirinin çeviribilim tarafından yadsındığı anlamına gelmez. Ne var ki, bu durum çeviribilimde yazınsal çevirinin ulusal kültürün bir parçası olması şeklindeki hedefiyle çelişebilir. Daha açıkçası yazınsal alandaki özgün eserin özelliklerini aynen koruma hedefi çeviribilimdeki yukarıda belirtilen hedeflerle çelişebilir (Roberts 1992: 2-3). Öte yandan filoloji alanında çeviri işlemlerinin odağı diğer disiplinlerden bağımsız alan olarak varlığını sürdürmektir. Oysa çeviribilim varlığını disiplinlerarası özelliğinden ötürü disiplin içine kapalı yaklaşımların yerine çevirilerin kültürel ve toplumsal işlevlerini alanın tabanına kazandırarak sağlar. Disiplinin bu şekilde farklı işlevleri kabul edip benimsemesi ve bunu kendi süzgecinden arıtarak kendine mal etmesi onun sınırlarının diğer disiplinlerden ayrışmasına neden olur. İşte bu yüzden çeviribilim alanı sadece yazınsal metinlerin erek kültürde eş işlev yerine getirmesiyle ilgilenmekle kalmaz, farklı işlevler yerine getirmesini de kendine amaç edinir. Farklı işlevlerin yarattığı gerilim çeviribilim alanının devingen bir ortamda varlığını sürdürmesini sağlar. Üstelik günümüz Postmodern metinlerinin farklı metin türlerinden ve hatta yazıyı da aşan resim simge fotoğraf gibi öğeleri de içine katan karma yapısı göz önüne alındığında yazınsal alanın sadece yazın sanatları, kaynak dil edinci, yazınsal tür bilgisiyle sınırlı olmadığı düşüncesini akla getirir.


Yazınsal çevirinin bir amacı da erek ekine yenilik getirmektir. Buna bağlı olarak erek ekinde varolmayanı erek ekine mal olacak şekilde taşınması çevirmenin başta gelen hedefleri arasında yer alır. Örneğin Doğu edebiyatı geleneğinin ardından Batı edebiyatı yazın geleneğini benimseyen Türkiye’de serbest ölçüyle yazılmış bir şiiri Türk yazın geleneğine taşımak, ya da kaynak kültür yazın türü geleneğinin belirleyicisi eğretileme, ses oyunu veya benzetmeleri erek kültüre aktarmak gerçekte çevirinin yenilikçi yönünü öne çıkarır. Bu hem kaynak kültürün yazın geleneğini, hem de erek ekinin yazın çevirisinden beklentilerini bilmeyi gerektirir. Söz konusu durumda çevirmenden yaratıcılığını kullanarak yenilik öğesini erek ekinin beklentileriyle uzlaştıracak şekilde bir çeviri stratejisi geliştirmesi beklenir. Paul KussmauT un “yaratıcı araştırma” dediği bu durum Fillmore’un sözcük seçkisine dayalı olarak “sahnelendirme” yetisiyle ilişkilendirilebileceği gibi çevirmenin yaratıcılığı salt sahnelendirme yetisiyle sınırlı kalması yaratıcılığın “uygunluğu” (appropriateness) veya “yerinde kullanılmasıyla” ilgili kanadın zayıf kalmasına neden olabilir. Erek kültüre özgü uygun çözümün bulunması ise, çevirmenin araştırmasını, sorgulamasını ve bir zaman dilimi içerisinde karar vermesini gerektirir.