Çeviribilim ve Disiplinlerarasılık

Çeviribilim dinamik bir disiplin olarak çağımızın gereksinimlerine koşut bir biçimde hedeflerini genişletmek zorunda kalabilir. Bu ise, çeviribilimin iletişim kopukluğundan kaynaklanan küresel sorunlar karşısında disiplinlerötesi araştırmalara açılabileceği savını da gündeme getirebilir. Dilbilim, yazın ve toplumbilim arasındaki disiplinlerarası ilişkilerden doğan çeviribilimde araştırma nesnesi “çeviriler” olmakla birlikte, bu durum alanın sonsuza dek betimleyici çalışmalarla yetineceği anlamına gelmez. Bir başka deyişle, “eylem ’’alanın sınırları aşmayı gerektirir. Evrendeki her eylemde olduğu gibi translation act de bir amacı gerçekleştirmeyi hedefler. Dünyadaki Savaşlara, siyasi ve ekonomik çatışmalara, küresel felaketlere karşın, uluslararası dayanışmayı sağlamak üzere yeni işbirlikleri oluşturularak dünyanın düzeni güvence altına alınmaya çalışılmaktadır. Ancak bunun gerçekleştirilmesi iki koşula dayanır: İş bölümü ve işbirliği. Elolz-Mantari’nin deyişiyle, bu yeni dünya anlayışında “çeviri amacı olan bir eylem olarak” anahtar bir rol oynar.


Tanımlayıcı özelliği disiplinlerarası olan çeviribilimde farklı alanlardan yapılan çevirilerin işlevselliğinin artırılması hem çeviribilim alanındaki kuramların ve uygulamaların farkındalığım, hem de farklı alanlardaki kuramsal bakış ve paradigmaların farkındalığım gerektirir. Günümüzde intemet’in yaygın kullanımı disiplinlerarası etkileşimi kaçınılmaz kılar. Disiplinlerarası araştırmaya karşı çıkan geleneksel bilimsel anlayışın temelinde ise, disiplinin özerkliğine gölge düşeceği ve başka disiplinler tarafından asimile edileceği düşüncesi yatar. Oysa bu tür araştırmada araştırmacının kullandığı yöntem alanı asimile etmekten çok alanın temeline zenginlik katar. Bir başka deyişle, gerçeğin araştırmacının dürbününden disiplinlerarası araştırmayla farklı boyutlarının görülerek kendi alanının süzgecinden geçirilmesi bilimsel araştırmada diğer disiplinlerle “integrasyonu” sağlar. Araştırmacının temel amacının farklılıkları dizgeselleştirerek holistic bir bakış açısı sunmak olduğu düşünülecek olursa küreselleştikçe ayrışmaya ve yalıtlanmaya giden dünyanın parçalanışına bilimsel araştırma seyirci kalamaz. Örneğin kuraklık, deprem, sel gibi doğal afetler, çevre sorunları, her geçen gün sayısı artan kanser gibi sağlık sorunları ancak disiplinlerarası işbirliğiyle çözüm bulabilir. İşte bu nedenlerle M. Rosario Martin Ruano’nun Conciliation of Disciplines and Paradigms (Disiplinlerin ve Paradigmaların uzlaşması) başlıklı yazısında öne sürdüğü düşünceler bu söylenenleri doğrular niteliktedir:


İlerlemenin anahtarı uyuşmazlıktan, kuram ve bakış açılarının parçalanmasından veya uyuşmazlıkların irdelenip çıkartılmasından çok ortak bir zeminde uzlaşmada yatar(krş. Arrojo & Chesterman [2000] ’ üzerinde çok tartışılan makalesi). Kısacası başlığımıza geri dönecek olursak, ilerleme bakış açılarının, disiplinlerin ve paradigmaların farklılıklarından kaynaklanan çatışmalardan çok bunların birbiriyle uzlaşmasıyla sağlanır.


Farklı disiplinlerin ve yöntemlerinin bilincinde olmak kendi alanındaki kuramsal tabanın sorgulanmasına olanak sağlar. Bu ise alanın özerkliğine ket vurmaktan çok onun daha sağlam temellere oturmasını yardımcı olur. Turgay Kurultay’ın Türkiye’de özellikle filoloji alanında disiplinlerarasılık ön koşulunun “dil” olduğunu, bundan böyle disiplinler arasındaki iletişimin ancak aynı dili paylaşan bölümlerin alt alanlarıyla kurulduğu şeklindeki saptaması disiplinlerarası ilişkileri sekteye uğrattığı ortada bir gerçektir (Kurultay 2006: 284). Örneğin, İstanbul Üniversitesinde ayrışma Doğu dilleri ve Batı dilleri bölümü şeklindedir. Bu doğu dillerindeki yazınsal veya eleştiri kuramıyla ilgili bir görüşün aynı alanı paylaşsa da farklı dillerde paylaşılıp tartışılmadığını gösterir. Öte yandan çeviribilim alanında farklı diller aynı çatı altında çeviribilim bölümü şeklinde toplansalar da şu aşamada alt alanların disiplinin çeviri tarihi, çeviri sosyolojisi, bilgi teknolojileri şeklinde değil de, dilleri esas alarak İngilizce Fransızca veya Almanca şeklinde yönetim tarafından ayrıştırıldığı görülür. Bu iki sorunu gündeme getirir: dillerin farklılığına rağmen konu alanlarında bilginin paylaşılmasına engel olur; öte yandan alt uzmanlık alanlarında henüz yeterince uzmanlaşma aşamasına gelinmediğine da işaret edebilir. Bir başka deyişle disiplinler alt konu başlıklarına göre ayrıştıkça uzmanlaşma gündeme gelir. Bu durumda, diller farklı olsa da aynı alanı paylaşanların bilgilerini birbirine aktarması alanın hem perspektifini hem de işlevini arttırır. Burada ilişkiler iki eksende düşünülebilir: Birisi aynı konu alanını paylaşanlar arasındaki yatay ilişkiler; ikinci farklı disiplinler arasındaki alanlar arası ilişkiler. Örneğin, yatay ilişkiler açısından interpreting alanında araştırma yapan bir araştırmacı bilişsel süreçler üzerine odaklanmak yerine skopos theory gibi uygulama alanından beslenmiş kuramsal bir çerçeveden yola çıkarak araştırmasını şekillendirebilir.