Çeviribilimde İnceleme Gereçleri ve Uzmanlık Alanları

Çeviribilimin temelde inceleme gereci çevirilerdir. Buna göre çeviribilime alan dışından bakanların aklına bu alanın inceleme gereci olarak ilk yazın, hukuk, iktisat, sosyal bilimler gibi özel alanlarda yapılan çevirilerin karşılaştırmalı incelenmesi gelir. Ülkemizde çeviri etkinliğini ilk başlatan etmenin “bilgi” aktarmak olduğu düşünülecek olursa bilginin doğru olarak aktarılmasının birinci koşulunun kaynağın özgünlüğünün korunarak çevrilmesi olduğu anlaşılır.  Ancak doğruluğun ölçütünün bire bir çeviri olduğu şeklindeki yerleşmiş kanı “simge” ve “düşünce”nin kaynaşık bir bütün olduğu düşüncesinden kaynaklanır. Oysa ölçüt authenticity bile olsa (ya da bilginin doğrudan aktarılması bile olsa), çevirmen bilginin doğru aktarılması uğruna kaymalara başvurabilir.


Eugene Nida’nın devingen, biçimsel eşdeğerlik tartışmasıyla başlayan bu tartışma aslında bilgi kaynağının iletisini doğru olarak aktarma kaygısından doğmuştur. Bir başka deyişle, çeviri dilsel simgelerin aktarıldığı kapalı bir devre olmaktan çıkmış, esas iletinin aktarıldığı “ söz”ün devreye girdiği açık bir sistem içerisinde irdelenmeye başlamıştır. Bu ise, alanın sadece kaynak metin ve çeviri arasındaki ilişkilerin eşdeğerlik (equivalency), hatta eşitlik (equity) ölçütüne göre incelemeyle sınırlı olmadığı düşüncesini ortaya attığı gibi, özelikle 1990’lı yıllarda kaynak metnin erek metin ilişkisinin hangi düzlemlerde incelenebileceği sorusunu da akla getirir. Örneğin, Werner Koller bu konuyla ilgili olarak denotative, connotative, textnormative, edimsel ve biçimsel eşdeğerlik şeklinde bir sınıflandırma yaparken başta sözcük düzeyinde olmak üzere hiyerarşik bir sıralamadan yola çıkar. Ne var ki, bu sıralamada son amacın “biçimsel eşdeğerlik” olduğu görülür. Bu ise, 1990’lı yıllarda bile çeviriye sadece kaynak metinle ilişkisi açısından bakıldığını gösterir (aktaran Yazıcı 2007: 28-29).


Bununla birlikte, kaynak metnin kaynak kültür okurları için düzenlendiği düşünülecek olursa, kaynak metnin çeviriyle mikro düzeyde ilişkisinin, bir başka deyişle dilsel, dilbilgisel ilişkisinin “eşdeğerlik” ölçütü açısından karşılaştırılmasının çevirbilimdeki araştırmaların hedefini özellikle sosyal bilimlerin bir alt alanı olarak saptırdığı öne sürülebilir. Kuşkusuz çeviribilim araştırmaları sosyal bilimler alanındaki araştırmaların ölçütü “görgüllük"ten yola çıkar. Bu durumda dilsel verilerin nesnel olarak incelenmesi çevirilerin eşdeğerlik ölçütü üzerinden karşılaştırılmasını gerekçelendirir. Ne var ki, yapılan araştırmanın toplumsal işleviyle elde edilen bulgular arasında ilişkiler kuruldukça araştırma ileriye dönük toplumsal işlevini yerine getirir. Bir başka deyişle, çeviribilimin disiplinlerarası bir disiplin olarak bu şekilde dilsel karşılaştırmalarla sınırlandırılması zaten uygulamalı dilbilim alanını ilgilendiren bir inceleme gerecinin yeniden uzun listeler halinde karşılaştırılması anlamına gelir. Oysa bilim dalının sosyal bilimler alanıyla ilişkilerinin kurulması onun dil ve yazın alanından farklı işlevler üstlenmesini sağlar.

 

Bu durumda erek kültürde kaynak metnin çevrilmesi talebini oluşturan etmenlerin ne olduğu sorusu gündeme gelir. Kuşkusuz burada kaynak metnin bilgi kaynağı olarak çeviriyi başlatan bir işlevi olduğu düşünülecek olursa başta çevirmen olmak üzere kaynak metnin çevrilebilip çevrilemeyeceğinin kararını verdirenin kaynak metin olduğu ortada bir gerçektir. Burada sorun kaynak metnin incelenmesinde ölçütün ne olacağı ve çeviri araştırmalarında çevirilerin kaynak metinle karşılaştırılmasının işlevinin ne olacağı sorusuna yanıt aramaktır. Çevirmen açısından ilk aşamada kaynak metin çeviri işlemlerinde hangi stratejilerin, neye göre, niçin, hangi koşullarda ve hangi işlevi yerine getirmek üzere ileriye dönük kararlar almasını sağlar. Çeviri araştırmalarında ise, çevirilerden, bir başka deyişle de, çevirilerin karşılaştırılmasından başlayarak kaynak metine geri dönmek gerçekte çevirilerin erek kültürde hangi işlevi yerine getireceğini sorgulamaya yarar. Bu ise araştırmanın dış dünya ile bağlarının kurulmasını ve kaynak metnin sınırlarını aşarak erek kültürde işlevinin irdelenmesine neden olur. Bundan böyle, çeviribilimde araştırma konusunda inceleme malzemesi başta çeviriler olmak üzere araştırmanın amacına göre şu şekilde sıralanabilir:

Tarihte çeviri ve çevirmenler

Çeviriyi dışarıdan denetleyen mekanizmalar

Çeviriyi içerden denetleyen mekanizmalar

Sözlü çeviri işlemleri

Bilişsel Çeviri işlemleri/yaratıcılık/edinç/edim

Mesleki açıdan çevirmenlik

Özel alan çevirileri

Hukuk, İktisat, Tıp, Teknik alan gibi özel alan çevirileri

Çeviri etiği

Cinsiyete dayalı çeviri incelemeleri

Çeviri büroları, çalışma koşulları

Alt yazı, Reklam metinleri gibi farklı iletişim oluğuna ya da aracına dayalı çeviriler

Makine çevirisi veya Bilgisayar destekli çeviri programları

Bu yukarıda sıralanan konular aynı zamanda şimdiki dile dayalı ayrışmadan vazgeçilerek çeviribilimde uzmanlık alanlarının ne şekilde oluşabileceği konusunda da araştırmacılara şu şekilde ışık tutabilir:

Çeviri Sosyolojisi

Çeviri Tarihi

Çeviri Eğitimi

Çeviri Felsefesi

Uzmanlık Çevirisi

Hukuk, İktisat, Tıp, Teknik,Yazın

Bilgi teknolojileri

Çeviri eleştirmenliği

Çeviri büroları işletmeciliği

Sözlü çeviri alanı vb.

Yukarıda taslak niteliğinde öne sürülen uzmanlaşma sürecinin henüz ülkemizde çeviribilim alanında tam anlamıyla gerçekleştiği söylenemez. Örneğin, öğretim üyesi bir araştırmacının çeviri kuramı, çeviri tarihi, bilgi teknolojileri veya sözlü çeviri konusunda ders verdiği gibi, yayın konusunda da farklı alanlarda çalışmalar yapmak zorunda kaldığı görülmektedir. Bu geniş kapsamlı yaklaşım disiplinin yerleşmesi aşamasında temel bilgilerinin bütünsel bir tablo içerisinde içselleşip uygulamaya konulması açısından önemli olmakla birlikte uzmanlık alanı olarak genişlemesine engel de teşkil edebilir. Örneğin, Türkiye’deki akademisyenlerin yayınlarından yola çıkarak yapılacak bir araştırma bu alanda yeterince uzmanlık alanlarının şekillenip şekillenmediği veya alan uzmanlığının kazanılıp kazanılmadığını gösterdiği gibi, üniversitede var olmanın temel koşullarından birinin, bir başka deyişle, konu alanı uzmanlığının ne ölçüde gelişip gelişmediğini de ortaya çıkarır.