Çeviribilimde Araştırma Türleri

Çeviribilimde araştırma yöntemleri işlevleri açısından genel kuram kapsamında betimleyici (descriptive), nedensel (causal), bilişsel (cognitive), yorumlayıcı (interpretative), tarihsel (historical) olmak üzere beşe öbeğe ayrılırken, uygulama alanında çeviri eğitimi, translation criticism, çeviri yardımcı araştırmaları,  çeviride bilgi teknolojileri şeklinde başlıca dört alt alana ayrılabilir. Bununla birlikte, birlikte Anrew Chesterman her görgül bilim dalında olduğu gibi çeviribilimde de temelde başvurulan araştırma yönteminin “nedensel” olduğunu öne sürerek yukarıda öne sürülen yöntemlerin de gerçekte gizil olarak amacının nedensel ilişkileri ortaya çıkarmak olduğunu belirtmiştir. Buna göre çağdaş çeviri kuramlarının araştırmaları “durağan”, “devingen” ve “nedensel” olarak ulamladığını açıklayarak, kaynak metinle çeviri arasında yapılan karşılaştırmaların “durağan” araştırma kapsamına girdiğini; öte yandan iletişimi gerçekleştirmek üzere yapılan çeviri işlemleriyle ilgili araştırmaların da “devingen araştırma” sınıfına girdiğini açıklamıştır (Chesterman 2005: 191-192). Öte yandan nedensel araştırmada da karşılaştırmalı çözümlemeye, yorumlamaya başvurulmakla birlikte, yukarıdaki yöntemlerden farkı çevirilerdeki neden ve sonuç arasındaki olası ilişkileri bir skala üzerinde gerekçelendirmesinden kaynaklanır. Buna göre çeviri incelemelerinde ortak paydanın “betimleme” ve “karşılaştırmalı çözümleme” ile “bulgulandırma” olduğu söylenebilir. Ne var ki durağan ve devingen araştırmalarda daha kesin bağlantılar kurulmaya çalışılırken nedensel araştırmada araştırmacı daha muğlak ilişki ve sonuçlara odaklamr. Nedensel araştırmada geçen bu muğlak ilişkileri Andrew Chesterman hiyerarşik bir sıralamayla yukarıdan aşağıya şu şekilde sıralamıştır:


Sosyo-kültürel koşullar

translation event

translation act

Çevirmen profili

Bilişsel etkileri

Davranışa yönelik etkiler

Sosyo-kültürel etkileri. (Chesterman 2000: 20)


Bu yukarıdan aşağıya yönde inen akıştan hem çevirinin sosyo-kültürel koşulların bir ürünü olarak ortaya çıktığı, hem de başta çevirmen olmak üzere okur kitlesinin düşünce ve davranışlarının sosyo-kültürel etkileşiminin bir sonucu olduğu ortaya çıkar. Buna göre, bilimsel araştırmanın temel amacı gerçek yaşamın bir kesitinden görece, karmaşık olguları veya olasılıkları mikroskop altına alarak, bir başka deyişle de bulgulandırarak aralarındaki nedensel ilişkiyi veya olumsallıkları (contingencies) nontextual öğelerle bağlantısını kurarak ortaya çıkartmaktır. Konuya bu açıdan yaklaşıldığında Holmes’un çeviribilim alanında “kısmi inceleme” kapsamında çeviribilimde inceleme alanlarını araç sınırlı araştırma dışında zaman ve uzam (mekan) sınırlı, sınıfla sınırlı, çeviri sorunu odaklı veya dil-kültür, tür odaklı şeklindeki sınıflandırdığı görülür (Holmes 1988: 53-64). Bu şekilde alana geniş bir yelpazede bakışın çeviribilimin özgüllüğüne katkıda bulunduğu yadsınamaz bir gerçektir. Böylece araştırma hem disiplinin farklı disiplinler içerinde kaybolmasını önler, hem de öteki disiplinlerle ilişkisinde yöntemsel olarak alanın sınırlarını çizer. Gerçekte Holmes’un bu bakış açısı çeviribilimde genel kuram dışında temel inceleme malzemesinin kısmi incelemeye dayalı olduğunu ve araştırma yönteminin de betimleme ve karşılaştırmalı çözümlemeye bağlı olduğunu gösterir. Bununla birlikte, karşılaştırmalı çözümlemenin temelde amacının karşılıklı ilişkileri göreceli olarak bulgulandırmak olduğu düşünülecek olursa, Holmes’un öne sürdüğü araştırma türleri konusundaki bu şekilde bir ayrışmanın, sosyal bilimlerin nedensel ilişkileri yoruma dayalı değil de, görgül verilerden yola çıkarak ortaya çıkarma hedefine uygun düştüğü söylenebilir. Bu ise, bilimselliğin her ne kadar bir konuyu veya olguyu sisteme sokarak onu en basite indirgediği (minimalize ettiği) ya da daralttığı tartışmalarını gündeme getirir. Gerçekte bunun temelde amacının bir olguyu odağa almaktan veya uzmanlık alanı bilgisine hakim olmaktan kaynaklanan bir durum olduğu da ileri sürülebilir. Bilimsel araştırma yöntemi konusunda dizgeselliğe karşı bir tutum sergilemek kaos veya hiçbir şeyin kavramsallaştırılamamasına yol açabilir. Bu ise bilginin dizgeselleşmeden evrende kaybolmasına yol açabilir. Burada sorun bilimsel araştırmada yöntem arayışından çok sosyal bilimler alanındaki araştırmaların son hedefinin “yasaları” ortaya çıkarmak olduğu şeklindeki yanlış kanıdan kaynaklanır. Bunun aksine günümüzde bu alanda yapılan araştırmaların hedefi gerçeğin farklı kesitleri kadar aynı kesitin farklı zaman, yer, durum ve koşullarda göreceliklerini ortaya çıkarmaktır. Evrendeki her olgunun kendi iç işleyişi kadar dış işleyişinin de ne denli karmaşık ve ne denli devingen olduğu göz önüne alındığında araştırmanın temel amacının varolan durumların her türlü olasılığını, olabilirliğini ve bunların arasındaki ilişkileri gözler önüne serecek bir sistem yaratmak olduğu düşünülebilir. Bundan böyle bir disiplinin ayakta kalması ilişkileri basite indirgeyici bir yaklaşım sergileyerek değil, aksine karmaşıklığı bilinç düzeyine çıkararak uzmanlık alanlarını çoğaltabilmesine ve dağınık amatör yaklaşımlardan farklı olarak profesyonel görüş açışını sistemli bir şekilde genişletmesine bağlıdır.